Süresiz Nafaka Kararını Okumak

İptal edilen, yoksulluk nafakasının kendisi değil; TMK m. 175/1'deki "süresiz olarak" ibaresidir. Karar, Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin bir boşanma davasında yaptığı itiraz başvurusu üzerine E.2025/156, K.2026/131 sayısıyla, üç üyenin karşıoyuyla ve oyçokluğuyla verildi.

Av. Hayri Efe Savran

10/2/20269 min oku

a crowd of people walking down a street holding signs
a crowd of people walking down a street holding signs

Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026'da bu iki kelimeyi iptal etti; gerekçeli karar 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.

Bu yazının peşine düştüğü üç soru şu:

– Mahkeme 2012'de Anayasa'ya uygun bulduğu bir ibareyi 2026'da neden iptal etti?

– Karara katılmayan ve farklı gerekçeyle katılan üyeler neyi farklı gördü?

– Kadın örgütleri gerekçenin neresine itiraz ediyor ve bundan sonra ne olacak?

Kesilen İbare, Kalan Kurum

İptal edilen, yoksulluk nafakasının kendisi değil; TMK m. 175/1'deki "süresiz olarak" ibaresidir. Karar, Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin bir boşanma davasında yaptığı itiraz başvurusu üzerine E.2025/156, K.2026/131 sayısıyla, üç üyenin karşıoyuyla ve oyçokluğuyla verildi.

Kanun koyucu yeni bir düzenleme yapmazsa fıkra şu hâli alacak: "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebilir." Nafakanın şartları, yükümlünün kusurunun aranmayacağını söyleyen ikinci fıkra ve TMK m. 176'daki artırma, azaltma ve kaldırma mekanizmaları yerinde duruyor. Tedbir ve iştirak nafakası kararın kapsamı dışında.

İptal hemen işlemiyor. Mahkeme, ibarenin iptaliyle doğacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edeceği görüşüyle iptal hükmünün yayımdan başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verdi (§ 35). Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığından iptal 30 Haziran 2027'de yürürlüğe girecek.

Bir Yıldan Süresizliğe: İbarenin Hikâyesi

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 144. maddesi ilk hâlinde yoksulluk nafakasını bir yılla sınırlıyordu. 1988'de 3444 sayılı Kanun bu sınırı kaldırdı ve nafakanın süresiz istenebilmesinin yolunu açtı. 4721 sayılı TMK da hükmü sadeleştirerek aynen aldı (§ 5).

Anayasa Mahkemesi aynı ibareyi 17 Mayıs 2012'de incelemiş ve Anayasa'ya aykırı bulmamıştı (E.2011/136, K.2012/72). O kararın taşıyıcı tespiti şuydu: Süresizlik, alacaklının her hâlükârda ömür boyu nafaka alacağı anlamına gelmez; kural her durumda süresiz nafakayı zorunlu kılmaz; süresiz nafaka sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir (§ 28).

Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası, esasa girilerek verilen ret kararının yayımından itibaren on yıl geçmedikçe aynı hüküm için yeniden başvuruyu engelliyor. Bu kapı 2022'de açıldı. Antalya 12. Aile Mahkemesi, yükümlülüğün ömür boyu sürebilmesinin yükümlünün yeniden evlenmesini, mülk edinmesini ve yeni çocuklarını korumasını engellediğini ileri sürdü; Anayasa'nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine dayandı (§ 15). Mahkeme incelemeyi 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine dayanarak Anayasa'nın 5. ve 17. maddeleri yönünden de yaptı (§ 16).

Çoğunluğun Gerekçesi: Metin Başka, Uygulama Başka

Çoğunluk gerekçesi iki ayak üzerinde duruyor: belirlilik ve devletin pozitif yükümlülüğü. Kural Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı bulundu; 20. ve 41. maddeler ayrıca incelenmedi, 10. ve 35. maddelerle ise ilgisi görülmedi.

Mahkemeye göre kuralın lafzı süresiz nafakaya imkân tanıyor, ama her durumda süresiz nafakayı emreden açık bir düzenleme içermiyor. Buna karşın yerleşik yargısal uygulama kuralı emredici sayıyor ve hâkime süre konusunda takdir tanımıyor. Bu nedenle kuralın her tereddüdü giderecek açıklıkta olduğu söylenemiyor (§ 19).

Mahkeme, 2012 kararından sonra da bu yaklaşımın sürdüğünü tespit ediyor. Süre sınırlamasının kanuna açıkça aykırı sayıldığı uygulamaya örnek olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.12.2017 tarihli, E.2016/8859, K.2017/14407 sayılı kararını gösteriyor (§ 29).

Anayasa'nın 5. ve 17. maddeleri devlete, kişinin maddi ve manevi varlığını korumak için tedbir alma yükümlülüğü yüklüyor (§ 21-22). Kural, alacaklı için bir giderim yolu; ancak süresiz ödeme yükümlülüğü, borçlunun aynı haktan doğan menfaatine doğrudan dokunuyor (§ 23). Kanun koyucunun takdir alanı geniş, fakat özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkta düzenleme iki tarafı dengelemeli ve birine aşırı, olağan dışı bir külfet yüklememeli (§ 25).

Mahkeme dengenin denetiminde bakılacak ölçütleri de sayıyor: evliliğin süresi, eşlerin yaşı ve sağlık durumu, ekonomik ve sosyal durumları, çalışma hayatına katılma imkânı ve nafakanın süresinin borçlunun boşanma sonrası hayatına etkisi (§ 26).

Kural kapsamında boşanmada hiç kusuru olmayan eş dahi nafaka yükümlüsü olabiliyor. Yükümlülük ise alacaklının yeniden evlenmesi, fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun kalkması, haysiyetsiz hayat sürmesi ya da ölüm gibi hâllerde sona eriyor (§ 27). Mahkemeye göre dayanışma yükümlülüğünün boşanmadan sonra bir süre devamı beklenebilir; ancak yükümlülüğün "hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz" öngörülmesi, kusurlu olması dahi gerekmeyen borçlu için ağır bir külfet yaratıyor ve makul dengeyi ortadan kaldırıyor (§ 30).

Gerekçenin ileriye bakan kısmı § 31'de. Nafaka kural olarak durumun gerektirdiği ölçüde belirli bir süreyle sınırlandırılabilmeli; öngörülecek koşullar varsa süre uzatılarak yaşam boyu nafakaya da hükmedilebilmeli. Hâkime süreyi evliliğin süresi, alacaklının yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile kendi imkânlarıyla geçinebilme kapasitesine göre belirleme yetkisi tanınmalı. Süresiz nafakayı gerektiren hâllerin kriterleri de kanunda açık ve net biçimde yer almalı.

Gerekçe tek bir model bulunmadığını tespit ediyor (§ 6-9). İsviçre'de süre somut olayda belirleniyor; Almanya'da kesin bir azami süre yok; Fransa'da esas toplu ödeme, ömür boyu irat istisna. İngiltere süreli nafakayı benimsiyor. Hollanda'da kural, evlilik süresinin yarısı ve en fazla beş yıl. Belçika'da nafaka kural olarak evlilik süresini aşamıyor, ihtiyaç sürerse uzatılabiliyor.

Farklı Gerekçe: Sorun Dengede Değil, Metinde

Üye Yıldız Seferinoğlu iptal sonucuna katıldı, gerekçeye katılmadı. Ona göre iptal yalnızca Anayasa'nın 2. maddesindeki belirlilik ilkesine dayanmalıydı.

Farklı gerekçenin çekirdeği şu: Mahkeme 2012'de kuralın süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını söylemiş, Yargıtay ise kuralı en katı yorumuyla uygulamayı sürdürmüştür. Mahkemenin yorumu dahi uygulamayı değiştirememişse sorun tek tek kararlarda değil, kuralın kendisindedir. Metin ile uygulama farklı sonuçlara işaret ettiğinden evlenen ya da boşanan kişi, yükümlülüğün ne kadar süreceğini önceden bilemez.

Seferinoğlu çoğunluk gerekçesinde bir iç gerilim de görüyor. Çoğunluk § 19'da metnin süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını kabul ediyor, ama § 31-32'deki denge değerlendirmesini Yargıtay'ın verdiği anlam üzerinden yapıyor. Böylece aynı kural, aynı gerekçe içinde iki farklı anlamda ele alınmış oluyor.

İkinci itiraz yetkiye ilişkin. Kanun koyucunun geniş takdir yetkisini kabul eden bir kararda "kural süreli, istisna süresiz" modelinin tarif edilmesi, ona göre kanun koyucunun yerine düzenleme tercihi yapmak anlamına geliyor. Belirliliğe dayanan bir iptal ise kanun koyucudan yalnızca açıklık bekler, içeriği onun takdirine bırakır.

Karşıoy: Merkezde Zaman Değil, İhtiyaç Var

Üyeler Engin Yıldırım, Selahaddin Menteş ve Kenan Yaşar iptale katılmadı ve ortak bir karşıoy yazdı. Bu bölümdeki paragraf numaraları karşıoy metnine aittir.

Karşıoyun ana tezi, yoksulluk nafakasının ölçütünün süre değil yoksulluk olduğu. Nafaka bir ödül, tazminat ya da evlilik süresine bağlı bir karşılık değildir; koruma, yoksulluk hâli devam ettiği sürece işler (§ 5).

Karşıoya göre kural yükümlüyü sınırsız bir borç altına sokmuyor. TMK m. 176 nafakanın azaltılmasını, kaldırılmasını ve toptan ödenmesini mümkün kılıyor; 175. madde de hâkime her somut olayda süresiz nafakayı emretmiyor (§ 6-8). Bu yüzden ileri sürülen sakıncalar anayasal bir norm sorunu değil, uygulama ve içtihat sorunu. Bir normun bazı uygulamalarının eleştiriye açık olması, normun anayasal meşruiyetini ortadan kaldırmaz (§ 9, 16-17).

İkinci ayak fiili eşitlik. Karşıoy, kadınların işgücüne katılımının daha düşük olduğunu, bakım ve görünmeyen emeğin ağırlıkla kadınlarca üstlenildiğini ve boşanma sonrası yoksulluk riskinin kadınlarda daha yüksek olduğunu hatırlatıyor. Kanunda cinsiyet bakımından tarafsız olan nafaka, bu nedenle uygulamada önemli ölçüde kadınların ekonomik korunmasına hizmet ediyor (§ 10). Bu tespit, Anayasa'nın 10. maddesine 2004 ve 2010'da eklenen pozitif tedbir hükümlerine, CEDAW Komitesi'nin 29 No.lu Genel Tavsiye Kararı'na ve Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasına bağlanıyor (§ 11-14).

Üçüncü ayak yasama tercihi. Süreli model ile ihtiyaç temelli model arasındaki seçim bir sosyal politika tercihidir ve Anayasa'dan zorunlu olarak çıkan tek bir nafaka modeli yoktur (§ 18, 20). Karşıoya göre çoğunluk, 2012 kararından ayrılmayı gerektiren yeni bir anayasal, hukuki ya da toplumsal nedeni de yeterli açıklıkta ortaya koymamıştır (§ 19).

Kadın Örgütlerinin Çekincesi: Neden Çoğunlukla Kadınlar?

Gerekçeli kararın yayımlanmasının ardından Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Kadın Dayanışma Vakfı'nın da aralarında bulunduğu kadın örgütleri ortak bir açıklama paylaştı. Açıklamanın itirazı, gerekçenin hangi soruya baktığıyla ilgili.

Örgütlere göre gerekçe, boşanmadan sonra yoksullaşan tarafın neden daha çok kadınlar olduğunu açıklamıyor. Bunun yerine, genellikle nafaka yükümlüsü olan erkeklerin ödemenin ne kadar süreceğini öngörememesini bir belirsizlik olarak ele alıyor ve bunun onlar üzerindeki maddi-manevi etkilerini merkeze koyuyor.

Açıklama, "esas konuşulması gerekenler" olarak şunu hatırlatıyor: Pek çok kadın, evlendikten sonra çalışması engellendiği, çocuk doğurduktan sonra bakım sorumluluğunu tek başına üstlenmek zorunda bırakıldığı ya da ev içi emeği görünmez sayıldığı için yıllarca iş piyasasının dışında kalıyor.

Karar metniyle yan yana okunduğunda iki nokta dikkat çekiyor. Çoğunluk gerekçesi cinsiyet bakımından tarafsız terimlerle, "nafaka borçlusu" ve "nafaka alacaklısı" üzerinden kurulmuş ve kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiş. Örgütlerin dile getirdiği tablo ise neredeyse aynı unsurlarla karşıoyun 4. ve 10. paragraflarında yer alıyor: eğitim ve kariyerden vazgeçme, bakım yükü, düşük işgücüne katılımı ve boşanma sonrası yoksulluk riski.

Dokuz Aylık Takvim: Bundan Sonra Ne Olacak?

30 Haziran 2027'ye kadar TMK m. 175 bugünkü metniyle uygulanacak. Bu tarihe kadar karara bağlanan boşanma davalarında süresiz yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmuyor.

Kesinleşmiş nafakalar kendiliğinden sona ermiyor; Anayasa'nın 153. maddesinin beşinci fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. Mevcut nafakaların akıbeti, yapılacak düzenlemenin geçiş hükümlerine bağlı. O güne kadar başvurulabilecek yollar TMK m. 176'da duruyor: kaldırma için üçüncü, artırma ya da azaltma için dördüncü fıkra. Ödemeyi tek taraflı kesmek ise İİK m. 344 uyarınca alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi riski taşıyor.

Anayasa'nın 153. maddesinin dördüncü fıkrası, yürürlüğü ertelenen iptallerde TBMM'nin boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlamasını öngörüyor. Masadaki açık sorular şunlar:

  • Kanun koyucu bir azami süre mi koyacak, yoksa süreyi hâkimin takdirine mi bırakacak?

  • Süresiz nafakanın istisnaen mümkün olacağı hâller hangi kriterlerle yazılacak?

  • Düzenleme yeni davalarla mı sınırlı kalacak, mevcut nafakalara da uzanacak mı?

  • 30 Haziran 2027'ye kadar düzenleme yapılmazsa hâkim süre konusunda hangi yetkiyi kullanacak?

Kaynakça

  • Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 4.6.2026 (RG 30.09.2026, S. 33386), karşıoy ve farklı gerekçe metinleriyle birlikte.

  • Anayasa Mahkemesi, E.2011/136, K.2012/72, 17.5.2012.

  • Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği, Norm Denetimi Basın Duyurusu ND 21/26, 30.9.2026.

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/8859, K.2017/14407, 12.12.2017.

  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 175, 176; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m. 144; 3444 sayılı Kanun m. 6.

  • Anayasa m. 2, 5, 10, 17, 90, 152, 153; 6216 sayılı Kanun m. 43, 66; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 344.

  • Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadın Dayanışma Vakfı ve diğer imzacı kadın örgütlerinin ortak açıklaması.

İletişim

İnternet sitesindeki içeriklerin tümüyle veya kısmen kopyalanması, çoğaltılması yasaktır. Aksi davranılması halinde hukuki yollara başvuru hakkımız saklıdır. İşbu internet sitesi 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'na uygun olarak faaliyet göstermektedir. İnternet sitesindeki içerikler avukatlık hizmeti olarak değerlendirilemeyeceği gibi, bilgilendirme dışında bir amaç gütmemektedir.

Bilgilerinizi bırakın, size dönüş sağlayalım.

Güzeltepe, Özvatan Sokağı No:20/4, 06690 Çankaya/Ankara

+90 552 524 42 26

All rights reserved. © 2025. Özuğur&Savran Hukuk ve Danışmanlık Bürosu

av.edaozugur@gmail.com

av.efesavran@gmail.com

⎯

Özuğur & Savran Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, Çankaya Ankara
Özuğur & Savran Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, Çankaya Ankara

hukuk@ozugursavran.com